BüTün SıRLaR AcıGa CıkaCaK! TaRafsıZ Bır Konu Icın HerKesin RahatLıkLa KonusabiLecegi BiR TüRkiye İçiN! GerçeKLeR içiN! BazıLaRınıN YapamaDıkLarını YapmaK içiN! DünYada oLan BiTenLeri BilmeK içiN! KısaCası HeRşeY İçiN BiR ForuM
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» Demokratik açılıma destek için site açtılar
Salı Ocak 05, 2010 9:59 am tarafından Admin

» Konvoya İsrail tacizi
Salı Ocak 05, 2010 9:44 am tarafından Admin

» BDP Meclis’e girdi, Grup Başkanı da Yaman oldu
Salı Ocak 05, 2010 9:38 am tarafından Admin

» ‘Devlet sırrı’nın arkasına gizlenmek şüphe büyütür
Salı Ocak 05, 2010 9:32 am tarafından Admin

» Şeyh’ten 818 metrelik başkaldırı
Salı Ocak 05, 2010 9:29 am tarafından Admin

» Kozmik odaya giren tek siyasetçi Onur Oymen
Salı Ocak 05, 2010 9:25 am tarafından Admin

» 16 subaya Kansas’ta kontrgerilla eğitimi
Ptsi Ocak 04, 2010 4:54 pm tarafından Admin

» FETHULLAH STAR TV,MİLLİYET,VATAN GAZETELERİNİ SATIN Alıyor.
Ptsi Ocak 04, 2010 4:52 pm tarafından Admin

» Ne Demişlerdi?
Ptsi Ocak 04, 2010 4:48 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Forum
Sosyal yer imi
Sosyal yer imi digg  Sosyal yer imi delicious  Sosyal yer imi reddit  Sosyal yer imi stumbleupon  Sosyal yer imi slashdot  Sosyal yer imi yahoo  Sosyal yer imi google  Sosyal yer imi blogmarks  Sosyal yer imi live      

Sosyal bookmarking sitesinde DerinDevLeT! - SiviL TopLum KuRumu adresi saklayın ve paylaşın

Sosyal bookmarking sitesinde DerinDevLeT! - SiviL TopLum KuRumu adresi saklayın ve paylaşın

Paylaş | 
 

 Mehmet Akif Ersoy

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 162
Kayıt tarihi : 07/12/09
Nerden : TürKiye

MesajKonu: Mehmet Akif Ersoy   Salı Ara. 08, 2009 2:12 pm

1. Doğumu ve Ailesi
Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında, İstanbul’un Fatih ilçesinin Sarıgüzel semtinde doğmuştur.

Mehmet Âkif’in babası Mehmet Tâhir Efendi (doğ.1826/öl.1888) ve annesi Emine Şerife Hanım’dır (doğ.1836/öl.1926).

Âkif’in Nuriye adında bir de kız kardeşi olmuştur.

2. Öğrenimi
Mehmet Âkif, sırasıyla; mahalle mektebi (yuva), ibtidâî (ilkokul), rüşdiye (orta okul) ve mülkiye idâdîsi (lise), Baytar Mektebi’ne (Veterinerlik Fakültesi) devam etti. 1893’te Baytar Mektebi’nin ilk mezunu ve birincisi olarak diploma aldı. Akif; Arapça, Farsça ve Fransızca’yı, edebiyatlarını takip edecek ve tercümeler yapacak kadar iyi öğrenmiştir.

Mehmet Âkif, aynı zamanda çeşitli sporlarla ilgilenmiş; güreş, gülle atma; ata binme ve yüzme sporlarında oldukça başarılı olmuştur.

3. Memuriyeti ve Diğer Yaptığı İşler
Öğrenimini tamamladıktan sonra, Ziraat Vekâleti Baytarlık Şubesinde göreve başladı. İlk dört sene Rumeli, Anadolu ve Arap bölgelerinde dolaşarak baytarlık yaptı. Yirmi yıllık bir memuriyetten sonra istifa etti.

Öğretmenlik hayatına 1906’da Halkalı Baytar Mektebi’ne “kitâbet-i resmiye” (resmî yazışma usûlü) dersi muallimliği ile başladı. 1908’den sonra ise Edebiyat Fakültesi ile Dârü’l-Hilâfe Medresesi’nde “Osmanlı Edebiyatı” müderrisliğinde bulundu.

Mütareke devrinde, “Darü’l-Hikmetü’l İslâmiyye”de üye ve başkâtip (genel sekreter) olarak çalıştı (Ağustos 1918 – Nisan 1920) ve bu kuruluşun yayın organı olan “Cerîde-i İlmiyye”yi idare etti. Birinci Millet Meclisi’nde Burdur milletvekili olarak görev aldı. Mısır’da Kahire Üniversitesi’nde Türkçe Hocalığı yaptı (1929-1936).

Büyük Millet Meclisi’nin açılışının ertesi günü, 24 Nisan 1920’de Ankara’ya gitmiş, yaptığı çeşitli konuşmalarla Millî Mücâdeleye destek vermiştir. Ardından Eskişehir, Konya, Kastamonu, Burdur, Sandıklı, Dinar, Afyon, Antalya ve çevrelerini dolaşmış, halkı ciddi olarak bilgilendirmiş, böylece milli şuurun artmasını ve mücadeleye katılmalarını sağlamıştır.

Mehmet Âkif’in Burdur’dan mebus seçilmesine, Mustafa Kemal Paşa’nın Âkif Bey’i istemesi sebep olmuştur. Ankara’ya 24 Nisan’da gelmiş olan Âkif Bey’in seçilmesi, Paşa’nın 29 Nisan 1920 tarihli bir telgrafı ile Burdur’un bağlı bulunduğu Konya vilâyetinin vali vekili ve kolordu kumandanı olan Albay Fahreddin (Altay) Bey’e bildirilmiştir. Burada yapılan seçim sonucunda en fazla oyu Âkif Bey almıştır.

Bu sırada Sebîlü’r-reşad’ın üç sayısı da Kastamonu’da yayınlanmış ve kendisinin çok önemli olan konuşmalarının bulunduğu bu dergi sayıları, binlerce nüsha bastırılarak Anadolu’ya ve cephelere dağıtılmış; camilerde, derneklerde ve askerî birliklerde okutulmuştur. Mehmet Âkif’in bu konuşmaları, İstiklal Savaşı’mızın niçin, nasıl ve hangi amaçlarla yapıldığını, ilk defa ve içinde yaşayarak anlatan en önemli ve çok kıymetli, tarihî belgelerdir.

İstiklâl Savaşı kazanıldıktan sonra İstanbul’a dönen Mehmet Âkif, 1923 ve 1924 yıllarının kış aylarını Kahire’de geçirdikten sonra, Türkiye’deki siyasî gelişmeler yüzünden, 1925 yılı sonundan itibaren temelli olarak Mısır’a gitmiş, 17 Haziran 1936 tarihine kadar, on buçuk sene orada kalmıştır.

5. Evliliği

Yirmi beş yaşında iken İsmet Hanım’la evlenen Mehmet Âkif’in üç kızı (Cemile, Feride, Suad) ve iki oğlu (Emin, Tahir) olmuştur.

6. Hastalığı, Ölümü ve Mezarı
Âkif Bey, son üç yılında Kahire Üniversitesi’nde Türkçe öğretmenliği yapmıştır. Ancak Mısır’da “siroz” hastalığına tutulmuş ve durumu ağırlaşınca, 17 Haziran 1936’da İstanbul’a dönmüştür.

İstanbul’da tedavi olmuşsa da iyileşememiş ve 27 Aralık 1936 tarihinde saat 19.45’te Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda vefat etmiştir.

Kabri, Edirnekapısı’ndaki “Şehitlik”te “Mehmet Âkif Ersoy Meydanı”ndadır.
ESERLERİ;

I- ŞİİRLERİ
SAFAHAT DIŞINDA KALMIŞ ŞİİRLER

Mehmet Âkif Bey, Halkalı Baytar Mektebi’nin son sınıflarında bulunduğu sıralarda (1891-1893), şiirlerini zamanın dergilerine göndermeye başlamıştı. 1908 sonrasında, yazdıklarını devamlı olarak yayınlamaya başlamadan önceki yıllarda da, önemli bir şair olarak tanınmış ve kabul edilmişti. Gerek dostlarına gönderdiği manzum mektuplar ve gerek diğer manzumeleri, şiir meraklıları tarafından yazılarak elden ele yayılıyordu.

Mehmet Âkif, 1908’den önce yazdığı şiirlerinden birkaçını, 1908’den sonra neşretmekle beraber, beğenmediklerinin hepsini ortadan kaldırmıştır. Kendisinin, ikinci bir Safahat hacminde olduğunu söylediği eski şiirlerinden, sadece 1900 yılından önce yayınlanmış olanlarla, ele geçen mektuplarında bulunanlar ve meraklıların defterlerinde kalanlar kurtulmuşlardır.
SAFAHAT

“Safahat”, Mehmet Âkif Ersoy’un şiirlerini topladığı yedi kitaplık şiir külliyâtının adıdır. İçinde 11.240 mısra tutan 108 şiir bulunmaktadır.

Birinci kitap, yalnız “Safahat” adını taşır. Bundan başlayarak sıra numarası almış bulunan öteki kitapların ayrıca isimleri vardır. Müstakil ciltler hâlinde ve farklı zamanlarda birkaç baskı yapmış olan kitaplar, latin harfli baskılarından önce bir arada, tek cilt içinde yayınlanmamıştır. Yedi kitabın ilk altısının bütün baskıları İstanbul’da, yedinci kitabınki ise Kahire’de yapılmıştır.

Safahat’ı oluşturan yedi kitabın mısra sayıları ile eski harflerle yapılmış baskılarının tarihleri ve içerikleri şöyledir:
Safahat44 şiir, 3084 mısra. (Üç baskı:1911, 1918, 1928.)
1908-1910 yılları arasında Sırât-ı Mustakim’de çıkmış şiirlerden dördü dışında hepsi bu eserde yer aldı. Toplumumuzun sosyal ve siyasi sarsıntılarını, bu sarsıntılar karşısında insanımızın tavrını, çöküntü sebeplerini, günün olayları ile birlikte ele alınmış, son derece mükemmel bir şiir yapısı içinde işlenmiş buluruz. Bu eser bizim hayatımız ve cemiyetimizin ortaya konulduğu bir laboratuar çalışması devresini belgeler. Küfe, Mahalle Kahvesi, Meyhane, Kocakarı ile Ömer, Hasta, Seyfi Baba bu kitapta yer alır.
Süleymâniye Kürsüsünde
Bir şiir, 1002 mısra. (Dört baskı:1912, 1914, 1918, 1928)
Eser, İslam dünyasını dolaşmış bir vaizin, şahsi dostu, Abdürreşid İbrahim Efendi’nin ağzı ile yazıldı. Âkif, bu eserinde, sadece ülkemizin değil, bütün İslam dünyasının durumunu dile getirmiştir. Rusya Müslümanları üzerinde şiddet olduğuna işaret ederek, Türkistan’da Taşkent, Buhara, Semerkant’ın cehaletin kol gezdiği yerler haline geldiğini belirtti. Çin ve Mançurya Müslümanlarının da aynı durumda bulunduğunu ifade etmiş, eserinin sonunda da İslâmî bir inkılâbın mutlaka gerçekleşmesi üzerinde ısrarla durmuştur. Bu kitapta yer alan fikirler, onun düşündüğü cemiyetin heye*canlı bir beyannamesi görünümündedir.
Hakkın Sesleri
10 şiir, 482 mısra. (Üç baskı:1913, 1918, 1928)
Sekiz ayet ve bir hadisin açıklaması ile milletin düştüğü felaketlerden kurtulma yollarını göstermeye çalıştı. Ayetlerden ve bir hadisten hareket eden Âkif, tembelliğe, hissizliğe, yeise, akılsızlıklara, cehalete ve milletin içine serpilen ayrılık tohumlarına saldırmış, milleti uyandırmaya çalışmıştır.
Fâtih Kürsüsünde
Bir şiir, 1692 mısra. (Dört baskı:1914 (iki baskı), 1918, 1924)
Vaaz şeklinde tek bir şiir olup Hakk’ın Sesleri’ndeki aynı konuları dile getirmektedir.
Hâtıralar
10 şiir, 1314 mısra. (Üç baskı:1917, 1918, 1928)
I. Dünya Savaşı sırasında Âkif’in yaptığı seyahatlerdeki gözlemleri anlatılmaktadır.
Âsım
Bir şiir, 2292 mısra. (İki baskı:1924, 1928)
Ateşli bir müridin sükûnet bulmuş, durulmuş, yeni istikametler gösterecek olgunluğa ulaşmış halini dile getirmektedir. Karşılıklı konuşma şeklinde yazılmış tek bir manzum hikâyedir. Çile döneminden çıkılmıştır. Âsım’ın nesli, toplumu karanlığından, aydınları yanılgılarından sıyırıp, İslâm toplumunu inançla yükseltecektir.
Gölgeler
41 şiir, 1374 mısra. (Bir baskı:1933)
İstiklal Savaşı yıllarında ümit ve iman aşılayan şiirleri ile Mısır’da yazdıklarını bir araya getiren eserdir. Daha önceki eserlerde görülmeyen bir lirizmle karşılarız.
Safahat, 1943 yılından itibaren, yeni harflerle de basılmaya başlanmıştır. Şimdiye kadar yüz defadan fazla ve beş yüz bin adet kadar basılmış olan “Safahat”, yurdumuzda en fazla alınan ve okunan, şiir ve fikir kitabıdır.
Safahat
“Safhalar, devreler, dönemler” ve “görünüşler, manzaralar” demektir. (“Kötülük, rezillik…” demek olan “sefahet” kelimesiyle karıştırmamalıdır.) Safahat’ı teşkil eden manzumelerin tamamı “aruz” vezni ile yazılmıştır. Şiirlerin uzunluğu bir kıt’adan, 2292 mısra’a kadar değişmektedir.

Mehmet Âkif, “İstiklâl Marşı”nı “milletin malıdır” diyerek Safahat’a almamıştır. “Çanakkale Şehitleri” adıyla meşhur olan şiir ise “Âsım” kitabında bulunmaktadır.
2.NESİR YAZILARI
TEFSİRLER
Mehmet Âkif’in tefsir yazılarının hepsi elli yedi tanedir. Bunların on sekizi manzum olarak yazılmış olup, Safahat’a alınmışlardır. Elli üç tanesi, âyet; dört tanesi, hadis üzerine yazılmıştır. Çoğunun uzunluğu bir sayfadan azdır.

Âkif Bey, memleketin ve halkın o günkü meselelerine hitap eden bir veya birkaç âyet veya hadîsi konu alarak, okuyuculara onlarla yol göstermeye çalışmıştır. Bu yazılar, tefsir ilmi bakımından değil, zamanın meselelerine bakış açısından önemlidir.
VA‘ZLAR
Mehmet Âkif Ersoy’un bir tanesi kitap içinde yayınlanmış, diğerleri konuşma sırasında Eşref Edib tarafından tespit edilmiş olan, dokuz konuşması, va‘zı (mev’izası) vardır.

Bunlardan birincisi, bir kulüpte konuşma şeklinde yapıldıktan sonra, “Mevâ‘ız-ı Dîniye” (Dinî Öğütler) kitabında yayınlanmıştır. Kalan sekiz va‘zın üçü Balkan Savaşı içinde İstanbul’un üç büyük camiinde (Beyazıt, Fâtih, Süleymâniye); birisi Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nde; üçü ise Kastamonu’da Nasrullah Camii’nde ve şehrin kazalarında verilen va‘zlardır. Her bakımdan çok önemli konuşmalardır.
MAKALELER
Çeşitli cemiyet, edebiyat ve fikir meseleleri üzerine, makale, sohbet ve hatıra şeklinde kaleme alınmış elli yazıdan ibarettir. Bunların on yedisi “Hasbihâl”, on biri “Edebiyat Bahisleri”, dördü“Eski Hâtıralar”,ikisi “Letâif-i Arabdan” genel başlıkları altında –bazan ikinci bir başlık daha taşıyarak– yayınlanmışlardır. On beşinin ise ayrı başlıkları vardır. Çok samimî bir dille kaleme alınan bu yazılarda Mehmet Âkif’in düşünceleri, bilgisi, kültürü ve irfanı görülmektedir.
TERCÜMELER
1908’den sonra, Mehmet Âkif, hepsinin de dergide yayınlattığı ve 268 tefrika devam etmiş olan 55 ayrı tercüme yapmıştır. Bunların birkaçında “Sa’di” takma adını kullanmıştır.
Tercümeler, beşi Arapça ve biri Fransızca yazmış olan altı yazardan yapılmıştır. Tercümelerin yazar ve tefrika sayısı bakımından dağılışı şöyledir:
Ferid Vecdi: 7 tercüme, 73 tefrika.
M. Abduh: 31 tercüme, 48 tefrika.
A. Refik: Bir tercüme, 3 tefrika.
Şeyh Şiblî: Bir tercüme, 10 tefrika.
A. Câviş: 13 tercüme, 122 tefrika.
Said Halim Paşa (Fransızca): 2 tercüme, 12 tefrika.
Kitap olarak basılmış tercümeleri şunlardır
1. “Müslüman Kadını”, Ferid Vecdi.
2. “Hanoto’nun Hücumuna Karşı Şeyh Muhammed Abduh’un İslâm’ı Müdâfa’ası”
3. “İslâmlaşmak”, Said Halim Paşa.
4. “Anglikan Kilisesine Cevap”, Abdülaziz Câviş.
5. “İçkinin Hayât-ı Beşerde Açtığı Rahneler”, Abdülaziz Câviş.
MEKTUPLAR
Elli kadar mektubu ve bazı mektup parçaları yayınlanmıştır. Dağınık hâlde, bazı kimselerin elinde, birkaç yüz mektubunun bulunduğunu tahmin edilmektedir. Bunların toplanarak yayınlanması, şairimizin düşünceleri, hayatı ve yakın tarihimiz bakımından çok faydalı olacaktır.
Kaynak: meh********kif.edu.tr


MEHMET AKİF'İN VEFATI.!!!

26 Aralık, soğuk bir kış günü.. Taşın üzerinde bir mefta.. Nemli, ahşap tabutun üzerinde ne bir bayrak ne bir örtü. 1936 yılının en acıklı gününde bir garip Hakk'a yürümüş. Cenazesinde cami cemaatından bir kaç kişi. Ne bir polis, ne bir resmi görevli, ne bir halk temsilcisi.. Ölen, TBMM'nin ayakta alkışladığı, istiklal marşının yazarı, milli tefekkkür adamı Büyük Akif'tir.


“Mehmet Akif’in cenazesine, bir hukuk talebesi iken iştirak eden Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, “Akif’in Cenaze Töreni” başlıklı yazısında o günleri şöyle anlatıyor:

“…O zamanların, ülkemizde egemen tek partisinin otoriter düzeni içinde kimse idare ile çelişkiye düşmek istemediği için basında Mehmet Akif’in yurda dönüşü ve hastalığının seyri hakkında pek fazla haber yayınlanmazdı.

…Bizler bu alana geldiğimizde, namaz saatinin yaklaşmış bulunmasına rağmen bir tabuta rastlamadık; hep birlikte bekliyoruz. Birden lokantanın ön kısmına bir cenaze otomobilinin geldiğini gördük. İki kişi üzerine örtü dahi konulmamış bir tabutu indirdiler. Yoksul bir fakirin cenazesinin getirildiğini düşünerek bir kısım arkadaşlar yardıma teşebbüs ettiler. Fakat tabutun Mehmet Akif’e ait bulunduğu anlaşılınca bir anda yüzlerce genç ağlamaya başladı.

Gençler hemen Emin Efendi Lokantasının bayrağını alarak tabutun üstüne örttüler; sonra merhumun bir kısım yakın arkadaşları gelmeye başladı ama ne vali, ne belediye reisi ve ne de tek partinin yöneticilerinden hiç kimse ortalarda yoktu.

Cenaze artık tamamıyla gençlerin sorumluluğunda kalmıştı. Gençler, büyük bir ölüye gösterilmesi gerekli saygı ve vakar içinde, hiçbir tahrike kapılmaksızın cenazeyi omuzlarında Edirnekapı Mezarlığı’nın Şehitlik karşısında bulunan kısmına taşıdılar. Dini merasim yapılmadan önce hep bir ağızdan hançerelerimizi patlatırcasına İstiklâl Marşı’nı söyledik.”
Tercüman gazetesi, 5 Ocak 1987

Prof. Dr. Abdülkadir Karahan da cenazeye katılmış ve Akif’in mezarı başında bir konuşma yapmıştır. Hatıralarını “Akif’in Ebediyete Uğurlanışı ve Sonrası” başlıklı bir yazıda anlatan Karahan, cenaze merasiminden sonra başına gelenler için şunları yazmaktadır:
“…Milli Marşımızın eli öpülecek şairinin kabri başındaki hitabemin takdir yerine adeta tekdirle karşılanmak istenmesini, bugün bile, bir muamma gibi çözemediğimi de işaret etmek isterim.

Çünkü üç gün sonra beni Yüksek Öğretmen Okulu’ndan Emniyet Müdürlüğü’ne istediler. Bir şube müdürü beni sorguya çekti. “Ne sıfatla, resmî makamların törene gerek görmediği bir şairin kabri başında konuşma yaptığımı” sormuştu.
Türkiye gazetesi, 10 Ocak 1992

Mehmet Akif’in bir toprak tümsekten ibaret olan mezarı, vefatının ikinci yılında üniversite gençlerinin kendi aralarında topladıkları parayla yaptırıldı.”

Mehmet Akif Ersoy – M. Ertuğrul Düzdağ – Kaynak Yayınları.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://derindevlet.yetkin-forum.com
 
Mehmet Akif Ersoy
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
DerinDevLeT! - SiviL TopLum KuRumu :: GeneL KatoGoRiLeR :: GeneL KatoGorıLeR :: KimLeR GeLdi kimLeRGeçTi(AydınLarımıZ)-
Buraya geçin: